
(Küçük Tabaklar, Büyük Tatlar adlı kitabımdan)
100 gram tam yağlı beyaz peynir
1 küçük yoğurt
3 diş sarmısak (püre halinde)
¼ tatlı kırmızı biber
2 taze soğanın yeşil kısmı
1.Çukur bir kapta beyaz peyniri çatalla ezin.
2.Kırmızı biber ve taze soğanın yeşil kısmını minik minik doğrayın.
3.Dövülmüş sarmısağı, yoğurtla iyice karıştırın.
4.Peynir, minik doğranmış kırmızı biber ve taze soğanın yeşil kısmını yoğurda ekleyin.
5.Servis tabağına alın. Arzuya bağlı olarak küçük doğranmış maydanoz ile süsleyin.
6.Bu mezeyi ekmek dilimlerine sürüp kanape olarak sunabilirsiniz.
Bu Yazı Gastronomi ve Gurme Dergilerinde yayınlanmıştır.
Restoran işletmek son derecede zevkli ancak bir o kadar da zor bir iştir. Öncelikle, bu bir zevk ve tutkulu bir iş olmasına rağmen bilinmesi ve mutlaka uyulması gereken kurallar vardır. Aksi takdirde sonunda hem iş sahibini,hem çalışanları hem de müşterileri mutsuz eden sonuçlar ortaya çıkacaktır. Bir restoranı açmadan önce dikkatli bir fizibilite yapılması yada bu işin profesyonellerine yaptırılması gerekmektedir. Fizibilite raporu son derecede önemli bir husustur çünkü menu oluşumu ve fiyatlandırılmasından tutun restoranın konseptine kadar tüm faktörleri etkileyen bir temel taştır.
Restoranlar aslında değişen çevrenin ve bu sektörün nasıl işlediğini anlamak için en iyi göstergedir. İyi bir yönetici değişmekte olan eğilimleri dikkatle takip ve analiz edebilmelidir. Bu durumda işe başlamadan önce “çevre” iyice araştırılmalı ve analizi yapılmalıdır. Bu inceleme yapılırken dikkat edilecek hususları şöyle özetleyebiliriz. Sosyal çevre,Ekonomik durum,Teknolojik değişmeler,Kanunlar ve Yönetmelikler,ve Rakipler… Demografik ve kültürel değişim ve farklılıklar yiyecek sektörünü etklileyen faktörlerin başında gelir.
Ancak bazı restoranlar bunları yapsalarda başarısız olabilirler. Peki nedir bu restoranları başarısızlığa iten faktörler. Bilindigini gibi amaç giderleri az tutup karları maksimize etmektir. Ancak satışlar ve maliyetler arasında tersine bir ilişki vardır.Örneğin,maliyetleri arttıran büyük porsiyonlar ve extra servis müşterileri memnun eder ve dolayısıyla satışları arttırır. Tersine olarak maliyeti düşürmek için servisi ve porsiyonları azaltırsanız, müşteri memnuniyetsiz olur ve buda satışları düşürür. Bunun yanısıra bazı restoranlar çok uzun süre aynı konseptte kalırlarve değiştirmekten kaçınırlar . Halbuki aynı insan yaşamı yada başka ürünler gibi restoranlarında bir ömrü vardır ve olgunluk dediğimiz döneme ulaşıldığında bir takım ilaveler yada değişiklikler yapmak gerekir.
O zaman şimdi bir restoranı başarıya götüren faktörlere bir bakalım. Anahtar kelimelerimiz “Doğru Konsept”, “Konseptin Doğru Uygulanması”,” Zamanında ve Düzgün Servis” ve “Müşteri Beklentilerini Karşılayabilme”. Doğru Konsept kavramı için belirli bir standart koymak aslında hemen hemen imkansızdır çünkü bu kavram ancak yer, hedef kitle, menu, fiyat ve bu faktörlere uygun servis,servis elenamkarı ve dekorasyon ile mümkün olabilir.Bu nedenle, daha önce bahsettiğimiz fizibilite araştırması ve raporlanması sonucunda tespit edilebilir. Bu tespit yapıldıktan sonra bu konsepti doğru uygulamak için gerekli personelin bulunması ve eğitilmesi gerekir. Pekçok restoran yömneticileri veya sahiplari aslında eğitim vermekten kaçınmamakta ancak bu eğitimi daha ziyade servis nasıl yapılır anlamında vermekte ve işler yolunda gider olarak (para akışı açısından)tekrararına da gerek görmemekteler. Ancak bir restoranının başarısı ve sürekliliği sadece para akışınından anlaşılamaz yada şöyle diyelim bu bakış açısı çok kısa vadelidir. Yapılacak olan eğitim servis elemanlarına önce menü hazırlayanlar tarafından verilmeli ve her yemeğin sosu ve içeriği onlara anlatılmalı sonra da yönetim ve servis prensiplarini beliryeleyen kişiler tarafından eğitimin ikinci kısmı tamamlanmalıdır. Servis elemanları servise başlamadan önce o gün mutfakta olan olmayandan haberdar edilmeli ve bu konudaki bilgileri hiç n bıkmadan sınanmalıdır. Tüm bunların yanısıra belirli periyodik aralıklarla işletmenin temel ilke ve prensipleri elemanlara anlatılmalı ve somut örnekler verilmelidir. Ancak bu şekilde elemanlar kendilerini işletmeye sadece para getiren değil , işletmenin bir parçası oldukları hissine kapılırlar ve buda işletmeyi zirveye taşıyıp orada da kalmasını sağlar.
Günümüzde müşterilerin beklentileri yükselmiştir. Bu nedenle bu beklentileri karşılamak için Müşteriyi iyi tanımak gerekir. Bazı bilinen gerçekler vardır ki günümüzde “Moda” olsada bu hususlara dikkat etmek vemüşteri analizini iyi yapmak gerekir. Şöyle bir genelleme yaparsak “Erkekler” tercihlerini yemek yerken şu şekilde kullanırlar:
-Önce lezzet sonra beslenme değerleri
-Büyük porsiyonlar
-Et
-Tanıdık ve daha ziyade çocukluklarının lezzetlerini hatırlatan yiyecekler
-Tatlıdan ziyade başlangıçlar
“Kadınlar” ise;
-Beslenme/Kalori Değerleri
-Daha az tüketmek
-Meyve/Salata
-Yemek seçerken daha maceraperest
-Tatlı tercihleri erkeklerden daha fazladır ancak yerken pek ortada görünmek istemezler
Tüm bunların yanısıra, her restoranda gençleri memnun etmek oldukça zordur. Karbonlu içecekler ve karbonhidratlı fast food türü yiyeceklere alışık olarak büyüyen bu grup kolay memnun olmaz ve maceraperest atılımlara pek sıcak bakmaz. Bu konuya çok derin olarak daha sonraki sayımızda gireceğim için şimdilik sadece müşteri beklentilerini karşılayabilmek için, müşterileri seçerken/hedeflerken “Müşteri Analizi” yapmak menu oluşturmayı da kolaylaştırır.
-Kimler
-Ne zaman yemek yerler
-Ne yemek isterler
-Niye yemeğe çıkarlar
-Nerelerden gelirler
-Hangi durumlarda ortalama olarak ne kadar harcamak isterler
Tüm bu soruların cevabını bulmak bazen işletmeciler son derece uzun ve zor gelebilir. Ancak inanın aynı ciro, maliyet hesabı yaparkenki titizlik bu hususlara gösterilirse, maliyet hesaplarını yapmak daha kolay olacaktır.
4 domates
3 sivribiber
1 demet maydanoz
1 soğan
3 diş sarımsak
2 yemek kaşığı nar ekşisi
3 yemek kaşığı zeytinyağı
Yarım su bardağı ceviz içi
tuz
1.Soğanı küçük küçük doğrayın .Sivribiber ve kıyılmış maydanozu ekleyin.
2.Domateslerin kabuklarını soyduktan sonra küçük küçük doğrayın ve karışıma ekleyin.
3.Nar ekşisi, zeytinyağı,tuz ve en üste de ceviz koyulup servis yapılır.
Bu yazı Gastronomi Dergisinde yayınlanmıştır.
Her geçen gün hayatımıza bir yenilik girmekte ve tüm bu yeni, ilginç değişik şeyler bazen farketmeden yaşama biçimimizi değiştirmekte.En önemlisi ise yemek yeme alışkanlıklarımız.Hergün yeni bir restoran açılmakta ve hergün hangi yiyeceklerin daha iyi yada zararlı olduğu tartışılmakta.Günümüze şöyle bir baktığımız zaman hangi tip restoran olursa olsun porsiyon küçültmenin moda olduğunu görüyoruz. Mezeler ve tapas son günlerde oldukça revaçta.Artık menülerde Snacks denilen bir bölüm var. Herseyin isminin arkasında bir mini deyimi olduğu herkesin dikkatini çekmektedir eminim. Çukulata da bu yeni eğilimlerden nasibini almış durumda.Ama sütsüz çukulata tam bir krallık yaşamakta.Şimdilerde ufak ve çekici özel yapım çukulata satan dükkanlara rastlamaktayiz. Kahve üzerine toğunlaşmış pekçok Café sokaklarımızı süslemekte. Sadece şarap ve puro satan dükkanların artan sayısını da küçümsememek lazım.Tüm bu butik havalı küçük özel dükkanlara bakacak olursak hepsinin ortak noktasının acımsı tad olduğunu görürüz.
Bunların yanısıra markaların müthiş savaşı çağımıza damgasını vurmuş durumda. Herkes birbirinden birşeyler kapma telaşında. Fast Foodcular Starbucks’ın kahvaltısını taklit ederek, Starbucks’cılar McDonalds’ın öğle saatleri müşterisini almak için sandviç alternatifleri sunarak,McDonalds ise değişik kahve alternatifleri getirerek müşteriyi kapma ve pastadaki paylarını büyültme telaşı içindeler. Tipik bir örnek İngiltere’deki McDonalds’ların kahve içilecek yerler (loungelar) yaparak buralara Starbucks tarzı koltuklar koyup buraları müşterinin testine tabii tutmaları.
Sıhhat,sıhhatli yemeklerle çılgına dödürülmüş bir toplum var karşımızda. Herkes yemeklerin kalorisini,yağ,tuz oranını bilmek istiyor ve kendilerine bilinçli tüketici diyorlar.Bu durumda menülerde alışılagelmişin dışına çıkmakta. Bazı Chef’ler diyetisyenler ve beslenmecilerle ortak menüler hazırlıyorlar. Menülere değişik işaretler koyarak müşteriye sıhhatli ve duyarlı bir tavır segilemeye çalışıyorlar. Tuz ve şeker oranını bilmek birtakım rahatsızlıkları olanlar için gerekli gözüksede yad alerjisi olanlarda menülere bu alerji yapabilir ibaresinide isterlerse ne olacak.Sanırım böyle giderse menüler çeşitli renk ve ikazlarla dolu olacak.
Bu arada pazarlamacıların işine gelen yeni sloganlar ortaya çıktı.Organik, Ev Yapımı…. Bu sloganların manası pahallı demek.Çünkü büyük hacimli üretimlerin hakim olduğu çağımızda özel üretimler emek ve maliyet getiriyor diye düşünülüyor.
Emektar yumurtalar bile kılık değiştirdi.Artık organik,kolestrolsüz,özel beslenmiş tavuklardan elde edilmiş ve daha nicesi süpermarketlerde yerlerini almış durumdalar. Tüm bunların yanısıra menüler ve süpermarketlerde aşırı bir yöre yada bölgesel deyimleri kullanılmakta.Burdan anlaşıldığı üzere insanlar artık eskiden yedikleri ama sonra modası geçmiş olarak niteledikleri eskiya dönme ve unuttuklarını hatırlama eğilimi taşımaktalar.Özellikle ekmek çeşitlerinde bunu sıkça görmekteyiz. Bu pazarlamacıların da işine gelmekte tabiki.
Yeni bir akımda çiğ yemekler. Eskiden sadece Japonlara ait olan bu slogan şimdi şimdi diğer mutfaklara da sıçramış durumda.Restoranların dış görüntüsüne harcanan büyük paralarda yeni değişimin sonucu.Artık restoran sahipleri rekabetin dış görüntüyle hallolabileceğini düşünmekte.Bu da artık yemek pişirmek yerine şık kıyafetlerle restoran içinde dolaşmayı tercih eden ünlü Chef’lerin işine gelmekte. Kısaca pazarlama tekniklerindeki beceri lezzetli bir yemeğin önüne geçmiş durumda.
Diğer bir akımda küçülen porsiyonların adının minimalistik sunum olarak değişmesi. Sunulan yemeğin ortaya çıkarıldığı sunum şekillerine hiç kimsenin itirazı olduğunu sanmıyorum.Hele ki tabakta yenemeyecek olan şeylerin sadece dekor amacıyla luzumsuz yer işgal ettiği tabakların demode olması tüm yemek yemeği zevk edinmiş olanlar için sevindirici olmuştur eminim. Ancak sanat sanat içindir anlayışıyla hazırlanmış ve adı da minimalist olan bu sunum şekillerinde insanın sevip sipariş ettiği bir yemeyin tad hazzını da limitlemekte. Yine de bu şekilde sunulmuş tabakların son derecede yaratıcı olduğunu söylemeden de geçemiyeceğim.
Meyvelerde bu yeni akımların içinde yerlerini almış durumda.Artık pekçok et,tavuk gibi yemeklere meyvelerin eşlik ettiğini görmekteyiz. Bu oldukça yaratıcı ve meyveleri yemek üstüne yenen sınıfından da çıkarmış durumda.
Gördüğünüz gibi değişen hayat trendleri, globalleşme ile birlikte mutfağımıza kadar girmiş durumda. Bazıları tenkit de etse, hepimiz bunlarla yaşamak durumundayız. Ama hala eskiyi yaşatan ve yemek yemenin o doyulmaz zevkini herkese yaşatan restoranlar da mücadeleden vazgeçmiş gibi görünmüyor. Herkese keyifli yemekler
Bu yazı Gastronomi Dergisinde yayınlanmıştır.
Başımızı çevirdiğimiz heryerde,bir doktor yada avukatın ofisinde,bankada veya en sevdiğimiz bir lokantada hizmet sektörünle karşı karşıya geliriz.Global hizmet sektörü inanılmaz bir hızla büyümekte.Her geçen gün sanayileşmiş ülkelerin ürünlerinin hizmet sektörü içindeki yerleri artmakta.Yarış okadar hızlı bir şekilde gelişmekteki artık şirketler birbirine benzeyen ürünlerinde farklılık yaratmak için pazarlamada yeni yöntem ve strateji geliştirmek için büyük bir rekabet içindeler.Bu durumda ürünlerinin özellikleri,kullanılabilirlik kolaylığı gibi gözle görülebilen özelliklerinin yanısıra satış öncesi ve sonrası müşteri memnuniyeti sağlamak amaçlı olan hizmet olanakları ürünleri birbirinden ayıran en önemli fark olmakta.Ancak bugünün gelişen ve globalleşen dünyasında bunu gerçekleştirmek ne derece kolay? Bu soruyu yanıtlamadan önce bugünün muhtemel müşteri profiline ve ihtiyaçlarına kısaca bir göz atmak gerekir.
Günümüz tüketicisinin,ürün ( hizmet veya mal ) ne olursa olsun ,genel bir takım özellikler taşıdığı görülmektedir.Bunları şöyle sıralıyabiliriz:
-Tüketiciler ihtiyaçları olan şeylere hemen hemen sahiptirler.
-Değişiklikler hızlı ve kopyalama ve taklit anında gelişmektedir.
-Beklentiler oldukça yüksek düzeydedir.
-Bıkkınlık had safhadadır.
-Sadakat nadir ve güven ise düşük seviyededir.
Peki bu durumda ürünümüzü örneğin harika yemeklerinizin olduğu bir restoranınızın diğerlerinden farklı olduğunu olası müşteri potansiyeline duyurmak ve onları çekmek için neler gereklidir.Bunun cevabını ekonomik,sosyal veya kültürel açıdan incelemek mümkün olmakla beraber olaya kısa ve kurallarla da bakmak mümkündür. Özetlenecek olursa;
-Değişik ol ve oyunu değiştir.
-Yeni akımlar yarat-Zaman,Sıhhat,Detoxing gibi
-Yaratıcı ol
-Aynı olaya değişik yararlar getir
-Radikal ol ve Pazar seni şekillendirmeden sen onu şekillendir.
-Meraklı,ilginç ve cesur ol.
-Ekonomik kavramlara-fizibilite,Pazar payı gibi-yakın ol.Unutmamalıki dünya ekonomik kavramlar üzerinde dönüyor.
Araştırma globalleşen dünyamızda işin alfabesidir ve bu işi yapmak teknoloji sayesinde her geçen gün kolaylaşmaktadır.Özellikle olası rakiplerinizi tanımak için yapılacak bir fizibilite etütü size rakipleriniz hakkında inanılmaz bilgiler sağlayacaktır.Örnek verecek olursak iyi bir fizibilite etütü size rakiplerinizin
-Ne tip bir restorana sahip olduğunu
-Servis saatlerini
-Mönü fiyatlarını
-Ne tip bir hizmet felsefesi olduğunu
-Müşteri kapasitesini
-Kullanılan reklam tercihlerini
-İçki vs.gibi ruhsatları hakkında bilgi verecek ve böylece size açacağınız yerin müşteri hedefleme ve olası pazar payınız hakkında önceden bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır.Tüm bunlar bugün bir hizmetin pazarlaması yapılmaya başlanmadan önce gözönüne alınması gereken unsurlardır.Kısaca bireysel yada grup olarak ihtiyaç ve taleplerin yaratıldığı ve ürünlerin ve değerlerin karşılıklı takas edildiği ,sosyal ve yönetim prosesi olarak tanımlanabilecek olan hizmet pazarlaması, zor gibi görülen ancak kurallarınla oynandığında devamlı düşeş atarak karşı tarafı mars edebileceğiniz keyifli bir tavla oyununa benzer.
Sağlıcakla kalın….
Bu Yazı Leziz Dergisi Eylül Sayısında Yayınlanmıştır
Eski Gelenekler…. Şerbetler…
Ramazanın gelmesi ile değişen değerler ve gelenekler tekrar aklıma geldi. Tabiki artık globalleşen bu dünyada bazı değerlerin unutulması yada sıkça hatırlanamaması normal olsada, tüm alışkanlıklarımızı bırakıp tamamen dış kaynaklı yiyecek ve içecek türlerine yönelmek bence çok yanlış. İçecekler de bunlardan en önemlileri. Şu yaz mevsiminde artık insanlar ferahlamak ve susuzluklarını gidermek için buz gibi bir limonata veya şerbet içmek yerine birtakım gazlı içecekleri tercih etmekte. Oysa ben hala anneannemin yaptığı o birbirinden değişik şerbetleri ve şurupları hasretle anmaktayım.
Yazar Müjgan Üçer ve Suna Ertekin Akkaya,” Göldağının Güldestesi, Arapgir Mutfağı, Gelenek Görenek ve Sözlü Kültürü” adlı kitaplarında şerbet ve şurubu şöyle tarif etmişler. “Şerbetler: (Arapça şurb “içmek”ten şerbet) Su, bal, şeker, meyve özü, limon tuzu ve şerbet boyası gibi maddelerle hazırlanan şekerli içeceklerdir. Şuruplar: Kaynatılarak koyu hale getirilmiş meyve sularıdır. Taze meyvenin kaynatılarak elde edilen öz adı verilen üsaresi şurup yapmak için kullanılır. Meyve özünün tadı az ise ayrıca şeker katılabilir.” Şerbetlere ayrıca karanfil,tarçın gibi baharatlar da ilave edilebilir.
Anneanem bana eski Ramazanları anlatırken en çok Şerbetçilerden uzun uzun bahsederdi. Bu Şerbetçiler sokaklarda “Tuluk” içinde şerbet satarlardı. Tuluk sarı bakır yada galvanizden yapılır ve bunu sırtında taşıyan şerbetçinin elinde bu tuluğun birde benzeri olur.Buna “Su Matarası” denir. Müşteriye şerbet vermeden önce bardaklar bu mataradaki su ile çalkalanır ve şerbetçi sesini sarı bakırdan yapılan küçük çınçın tasını musluğuna vurarak duyurur. Bardakların ve tasların konulduğu sarı bakırdan yapılan ve bele takılan parçaya da “bardak göğüslüğü” denir. Anneannemin anlattığına göre Ramazan aylarında bazı hayırseverler şerbet dağıttırırlarmış bu şerbetçilere ve onlarda bunu duyurmak için “Sebiillll” diye bağırırlarmış ve bunu duyanlar gelir şerbeti içer ve “Allah Razı Olsun” diyerek hayırsevere dua ederlermiş. Ne yazıkki ben bu oldukça enteresan görüntülü şerbetçileri resimleri ve bazı şerbetçilerde sembolik olarak giyinenlerinin dışında hiç görmedim.
Ülkemizde yıllardır süre gelen ve daha ziyade Anadolu’da hala devam eden adetlerden biri de bu bahsettiğim şerbetlerin misafirlere ikram edilmesidir. Herşey nasıl başlarsa öyle devam eder inancıyla olsa gerek, kız istemelerde söz kesilirken yada nişanın yapıldığı gün evliliğin tatlı, geçimin iyi olması için “ağız tadı” tatlı olsun diye o zamanlar lokum -şimdilerde artık yerini çukulata aldı- ikram edilir ve üstüne genellikle nar çiçeği renginde üzeri çam fıstıklı şerbetler ikram edilirdi. Buna en güzel örneklerden biri, Ahıska Türklerinde nişan töreninde görülür*. Ahıska Türklerinde Kız evinde topluca yemeğe geçilmeden önce dualar okunur, herkese nişan şerbeti dağıtılır ve şerbetin nişanlık kızın uğurunu açacağına inanılır. Bardaklar toplanırken herkes bardağın içine nişan hediyesini bırakır.
Ramazan deyince aklıma hemen anneannemin mutlaka içilmesi lazım dediği “Meyan Şerbeti” gelir. Bana ilk içtiğimde ne kadar acı dediğimi hatırladığım bu şerbet, meyan ağacının köklerinden elde edilen, şeker dahi gerektirmeyen bir şerbet çeşididir. Hakikaten tadı önce acı gibi gelmesine rağmen sonra ağızda hoş bir şekerli tat bırakır.
Şerbetlerin hepsinin bir nedeni ikram edilen çrşitlerin de o özel zamanlara göre seçilmesi adettendir. Örneğin Osmanlı zamanında Nevruz’dan birkaç gün önce eczacılar, kendi yapyıkları macunları çay bardaklarına yada kulplu bardaklara doldurup, tanıdığı müşterilerine ve mahallenin kibar ve zenginlerine gönderirlerdi. Bu hediyeleri alanlar, eczacı çıraklarını bir gümüş Mecidî vererek sevindirirlerdi. Eczacıdan gelen Nevruziye ve yedi sin (=heft sin), yani arapçadaki sin harfiyle başlayan süt, simit, sukker, sa’lep, sirke (sir), soğan, semek (balık) veya sefercil (ayva) bir tepsiye konulup evin efendisi önüne getirilir ve herkes tepsinin etrafına iki diz üstünde otururlardı. Evin efendisi herkesin önünde bu malzemelerden birer fincan veya tabak ile herkese dağıtır ve gün dönümü saati geldiği vakit, buyurun hitabıyla önce macundan, sonra diğerlerinden birlikte alınır, evin efendisi senenin mutlulukla saadetle için dua eder, eller öpülür ve merasim sona ererdi. Macun yenir yenmez üstüne gül veya limon şerbeti içilirdi. Düşünecek olursanız bu şerbetlerin her ikiside iç ferahlatan şerbetlerdir.
Şerbetlerin içinde benim en sevdiğim “Lohusa Şerbeti” olmuştur hep. Hatta en güzel anım oğlum doğduğunda Almanya’da olduğum için lohusa şekerlerini Türkiye’den taşıyıp getiren annemin “valla burda tadı evdekinden farklı” demesidir. Hep düşünürüm aslında herşey yerinde mi güzeldir diye? Lohusa şerbeti emziren annenin sütünün bol olması için düşünülmüş bir şerbettir. Avrupada bu adet olmadığı için ikram ettiğimiz yabancılar önce bunu yadırgasada sonra kuvvetten nede olsa düşmüş olan anneye verilen bu şerbet emin olunuz ki günümüzde enerji içeceği adı altında satılan içeceklerden daha faydalıdır.
Ramazan aklıma bizim evimizde sıkça yapılan “Hoşaf” ı da aklıma getirdi. Ağır,bol yağlı pilavın yanında servis edilen hoşaf, kaşığın hoşafta bıraktığı miktar göz önüne alınarak pilavın da nasıl yapıldığının göstergesi olurdu. Anneannemin evinde hoşaf oldukça soğuk servis edilirdi ve genelde içinde sarı üzüm, tarçın çubuğu ve karanfil olurdu. Bugünlerde artık pilav etin yanındaki garnitür olarak görüldüğünden hoşaf geleneğide artık kaybolmakta.
Hergeçen gün eskiyi dahada aratmakta sanırım. Güzelliklerimize sahip çıkmamız lazım diye düşünüyorum ve sanırım anneannem haklıymış eskiler farklıymış ama yaşamda bu kadar hızlı değilmiş.Geriye dönemeyiz ama arasıra eskiyi yad edebilir ve hayattalarsa halalar, anneanneler,dedelerle konuşup onlarla da hatırlamanın mutluluğunu birlikte yaşayabiliriz. Hepinize mutlu,huzurlu bol şerbetli Ramazanlar……….sevdiklerinizle.
1/2 paket kuskus makarna
100 gr kornişon turşu
Taze maydanoz, nane
2 Ç.kaşığı soya sosu veya 1 Ç.kaşığı Balzamik sirke
2 Ç.kaşığı zeytinyağı
2 dal taze nane
6-7 yaprak taze fesleğen
Tuz, beyaz biber, kekik
2 küçük doğranmış domates
1 kırmızı soğan (halka olarak doğranmış)
Arzuya bağlı küçük doğranmış kırmızı ve yeşil biber
Yapılışı
1- Kuskus makarnaları, derin bir kabın içerisinde 10-12 dakika haşlayın ve süzün.
2- İçerisine ince doğranmış nane, domates, turşu, maydanoz, kekik, fesleğen, tuz, beyaz biber, soya sosu veya balzamik sirke, küçük doğranmış biberler, kırmızı soğan ve zeytinyağını ekleyin ve karıştırın.
3- Yuvarlak bir kasenini içine salatayı ortasına döküp, isterseniz üzerini ince kıyılmış maydanoz ile süsleyerek servis yapın.
Malzemeler
75 gr.Mayonez (3 Y.kaşığı)
25 gr.Ketçap (1 Y.Kaşığı)
1 Y.Kasığı Portakal Suyu
2 çay kaşığı Worcester sauce (Super marketlerde satılıyor)
1 Tutam pul biber
Arzuya bağlı olarak bir çay kaşığı Brandy
Tuz,Beyaz biber
Yapılışı
Tüm malzemeler karıştırılır.Not: Daha fazla yapmak isterseniz mayonezi 3 , Ketçap 1 hesaplayarak miktarları arttırın.
Malzemeler
100 gr.Zeytin Ezmasi
20 gr.sarımsak (püre halinde)
25 gr Kapari
25 gr.Ançuez
1 Çorba kaşığı zeytinyağı
Tüm malzemeler robotto karıştırılır.
6-7 yaprak taze fesleğen
Tuz
Karabiber
15 - 20 adet dolmalık fıstık
20 gr Permesan peynir
1 tatlı kaşığı zeytinyağ
1 tutam hindistan cevizi
Tüm malzemeler robotto karıştırılır.