Malzemeler:
5 adet şeftali
1,5-2 su bardağı toz şeker
2lt su
1,5 tatlı kaşığı tuz
yarım çay bardağı sirke
1 Çubuk tarçın
2 Adet karanfil
Yapılışı:
1. Şeftalileri soyun. Çekirdeklerini çıkartıp çekirdek yataklarını bıçakla temizleyin. büyük bir kase içindeki yarım litre suyun içine 1,5 tatlı kaşığı tuz atın ve yarım çay bardağı sirke koyun. Fındık büyüklüğünde doğranmış şeftalileri kaseye koyun. (bu işlem diri kalmalarını sağlıyor.)
2. 1,5lt suyu,çubuk tarçını,karanfilleri ve şekeri ocağa koyun. Kaynamaya başladıktan sonra 2-3 dakika daha kaynatın.
3.Şeftalileri kevgirle sirkeli sudan alıp kaynamakta olan şerbete koyun. Bir,iki taşım kaynatıp altını kapatın.
4.soğutup servis yapın.
Osmanlı mutfağının başrol oyuncularından ve yüzyıllardan beri yapılan meyve kompostomuzun eski adı veya halk arasında hoşaf olarak adlandırılır. Mevsimine göre her çeşit taze meyveden yapıldığı gibi, kışları kuru meyvelerden de hazırlanması mümkündür.
Hoşaf kelimesi “hoş ” ve Arapça’da su anlamına gelen “ab” kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş;”hoş su” anlamına gelir. Komposto ise, İtalyanca compost’dan dilimize geçmiş bir kelimedir ve aynı zamanda Fransızca’da da composti’dir, fakat hoşafın karşılığı compte olarak geçer…
Hoşafın yağı kesilmesi hikayesini herkes bilirya ben yinede bu çok hoşuma giden hikayeyi yazmak istedim.
“Osmanli donemi…Yeniceriler durmadan isyan cikartiyorlar ve kazan kaldiriyorlar..Padisaha haber gidiyor, ”Gidip bakin bakalim neymis bu kez dertleri” diyor padisah…Görevlendirdigi kişiler, yeniçeri ocağina girip, baştaki yeniçeri ile konuşuyorlar.
Baş yeniçeri diyor ki, ”Yemeklerimiz kötülesti..Artik eskisi gibi bize değer verilmiyor, yemeklerimizin malzemesi eksik, devlet bu kadar fakir mi ki, hosafımızın yağını kesti? ”
Haber aynen padişaha iletiliyor.Bunun üzerine yeniçerilere yemek yapan aşçıbaşları cağrılıyor. Padişah azarliyor aşçıları..”Siz ulke icin savaşan, topraklarımızı genişletip koruyan yeniçerileri nasıl beslemezsiniz, hoşaflarının yağını nasil kesersiniz, bre kafirler !!” diye azarlıyor. İçlerinden bir aşçıbaşı diyor ki; ” Aman padişahım, ne dersiniz? Hoşafta yağ olmaz.., Yeniçeriler kazan kaldırmak istemis, bahane üretiyorlar”
Padişah ikna olmuyor ve durumu derinlemesine incelettiriyor..
Ve anlaşılıyorki yeniçerilere yemek yapan aşçı emekli olmuş. Bunun üzerine yaşlı aşçı evden apar topar alınıp mutfağa sokuluyor..Yap sunlara bir hosaf diyorlar.. Yeni aşçılar da öğrenmek icin etrafina diziliyorlar. Yaşlı aşçı yemekleri yapınca durum ortaya cikiyor.Yaşlı aşçı önce pilavı koyuyor kepceyle, sonra da aynı kepçeyle hoşafı. Pilavlı kepçedeki yağ da böylece hoşafa geçiyor. Yeniçeriler hoşaf üzerinde gezinen yağa alışıklar ya, sanıyorlar ki yeni aşçılar emir aldı saraydan, ve mutfağın masraflar kısıtlandı. “
‘Hayat’ olarak adlandırılan açık ön sofaları, kuzulu kapı olarak adlandırılan avlu girişleri, ocakları ve özellikle bacaları ile ünlü evleri, turistik alanları, zengin bitki örtüsü, zeytini, tarhanası ile ünlü ilimiz Muğla mutlaka görülmrsi gereken kentlerimizden biridir. Halkıda çok sıcak ve cana yakındır Muğla ilinin. En bilinen yemeklerin denilince akla hemen Muğla’nın kendine özgü tarhanası gelir. Yazın ev önlerine serilerek yapılan tarhana kurutulup kış aylarında tüketilir. Muğla’da zeytin ve kurutulmuş biber adeta kültürün bir parçasıdır ve onlarsız sofra düşünülemez adeta. Sebze yemeklerinin özel bir yeri vardır Muğla mutfağında. Patlıcan sebze kullanımında başı çeker. Patlıcan her tür şekilde kullanılır. Yumurtalı patlıcani Galli Patlıcan gibi. Hatta tatlısı bile yapılır patlıcanın. Patlıcanın yanısıra börülce, ebegümeci, bakla, “gelin gülü” denen gelincik dalgan, tereotu, kişkincik ıspanakı, kişkincik ıspanak, kapçık , kuzukulağı ve çeşitli yabani otlar. Otlar genellikle kavurma şeklinde yenir. Yada çeşitli etlerle karıştırılır. Sahil şehri olmasına rağmen çeşitli et yemekleri bölgenin yemeklerini oluşturur. Biryan denen kuzu kapama, ve çiftlik kebabının Muğla mutfağında önemli bir yeri vardır. Susamı kavurup bal katılarak yapılan “Çıtırmak” denen bu tatlı bölgenin en güzel tatlarından biridir ve genelde kahvaltı ve öğle yemekleri arasında yenir. Bamya da bu bölgede sıkça tüketilen yemekler arasındadır ve aynı börülce ve fasulye gibi zeytinyağlı olarak tüketilir. Bunların yanısıra domates, patlıcan ve kabak reçelini de tatmadan Muğla’dan geçmek olmaz.
Anadolu’nun en güzel şehirlerinden biri olan Kayseri manası imparator olan adını Romalılardan almıştır. Tarihi, gelenek ve görenekleri kadar Mutfak kültürü de olduça zengin olan Kayseri, Döner Kümbet’i , Saat Kulesi,Aladağ Şelalesi ve görkemli Erciyes Dağı ile yurdumuza gelen turistlerin de en çok ziyaret ettiği şehirlerimizden biridir.
Kayseri denince akla hemen pastırma,sucuk ve mantı gelir. Orta Asya’dan ülkemize Türk Hunlarının taşıdığı pastırma Kayseri’de ünlenmiş birtakım eklemeler yapılarak bugünkü eşsiz lezzetine kavuşmuştur. Mantı ise özel bir yer tutar Kayseri mutfağında . O kadar çok çeşidi vardır ki kimine göre otuzun üstündedir bu çeşitlilik. En bilinen şekli ise haşlanıp üstüne süzme yoğurt ve sulandırılmış salça ve pul biber dökülerek yenenidir. Bunun yanı sıra, fırınlanmışı, çorbası da eksik olmaz sofralardan. Bir kızın mahareti mantıları çok sayıda bir kaşığa sığdıracak kadar küçük yapmasıyla ölçülür. Kayseri’nin tatlıları da birbirinden güzel ve ilginçtir- ceviz ve tahinle yapılan Nevzine ve Güllü Baklava…
Herkes tarafından sevilen Limonata hazırlanması son derece kolay olan ferahlatıcı bir içecektir. Her ülkede bazı farklılıklar olmasına rağmen temeli limon,su ve şekerdir. Limonların ilk ortaya çıktığı ülkeler Kuzey Hindistan,Çin ve Burma olarak bilinir. MS 700 de ise İran,Arap ülkeleri ve Mısır’da da tanınmaya başlar. Ancak, limonata ile ilgili ilk yazılı belge Mısır’dan geldiği için limonatayı Mısırlıların icat ettiği söylenir. Rivayete gore Mısırlı köylüler limondan yapılan şarabı bal ile karıştırıp içerlermiş.Bir başka rivayete göre limonata ilk olarak 16.yy da Fransa’da içilmeye başlanmış. Oysa Kahire’de 13 yy da limonata halk arasında sevilmekle kalmayıp ihraçda edilmiş.
Bugün pekçok değişik şekilde yapılan limonatanın hepimizin hayatında vazgeçilmez bir yeri vardır. O kadarki düğün salonlarında yapılan düğünlerde kuru pasta ve limonata ikram edilir. Klasik limonata ülkemizde limon kabuklarının şekerde bir gece bekletilip su ile karıştırılması ile elde edilir. Çok sevilen ve ferahlatıcı bir içecek olan limonata artık makinalarda yapılmakta yada içine nane,zencefil yada başka meyvelerde konarak çeşnilendirilmektedir. Amerika’da da oldukça popular bir içecek olan limonata, çocukların limonata standleri kurarak para kazanmalarına katkıda bulunan bir gelenektir. Amerika’da oldukça popular olan “pembe limonata” ile ilgili de ilginç hikayeler anlatılmaktadır. Bunlardan birisi Henry. E. Allot’un hazırladığı limonatanın içine tarçınlı şekerleme düşürdüğü için pembe olan ve herkesin bayıldığı limonata hikayesidir. İngilizler limonatayı bira ile karıştırılır ve bu içeceğe Shandy adı verilir.
Naneli Limonata
MALZEME: 8 adet limon, 16 çorba kaşığı tozşeker, 1 demet taze nane yaprağı, 12 bardak su.
HAZIRLANIŞI: Limonları yıkayıp kabuklarını ayıklayın. Nane yapraklarını yıkayıp incecik kıyın. Limon kabuğu rendesi ve kıyılmış naneyi bir kavanoza koyun. Üzerine 12 kaşık şeker ve 6 limonun suyunu ilave edin. İyice karıştırın Kapağını kapatın ve bir gece dinlendirin. Ertesi gün 10 bardak su ilave edip sık delikli bir süzgeçten geçirin. Buz ile servis yapın.
TÜKENMEZ
Nasıl başladığına dair elimizde bir kanıt olmayan bu içeceğin yapılışı hakkında ise pekçok kişi değişik reçeteler vermişler. Adının niçin tükenmez olarak verildiği ise yapıldıktan sonra, içildikçe içine durmadan su ilave edilmesi ve ilk karışımın adeta hiç bitmemesinden kaynaklandığı söylenebilir. Tükenmez yapılırken toprak küp kullanılır. Muşmula, bütün üzüm taneleri, ayva, elma (ekşi ve tatlı) ve armut kabuklu olarak dilim dilim kesilir. Hepsi karıştırılır. Tüm bu meyveler bir kat meyve, bir kat şeker olarak kübün içine yerleştirilir. En üste tülbente sarılı küçük bir parça ekmek konur. 20- 25 bardak su doldurulur. Ağzı kapanır. Küp ara sıra sallanır. 15- 20 gün sonra içilebilir. Tükenmezin olması, bulunduğu yerin ısısına göre değişir. Suyu azaldıkça yani içinden alındıkça üzerine su ve şeker ilave edilir. Tükenmezin zamanla fermente olduğu bilinir ve o zamanda aynı şarap gibi meyvelerin alkole dönüşmesi de mümkündür. Artık pek hatırlanmayan ama güzel bir Anadolu geleneği olan Tükenmez aslında yapımı hiç de zor olmayan geleneksel bir içeceğimizdir.